Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından yayımlanan yeni bir çalışma raporu, kredi piyasalarının ekonomik analizinde uzun yıllardır kullanılan temel bir varsayımın ampirik olarak savunulamaz olduğunu ortaya koydu. Söz konusu varsayım, firmaların tüm kreditörlerine karşı tek tip kredi talebine sahip olduğunu öne sürüyordu.
Kovaryans kısıtlamaları kullanılarak ilişki düzeyindeki etkilerin belirlenmesi başlıklı çalışma raporu, Olivier De Jonghe ve Daniel Lewis tarafından kaleme alındı. Araştırma, kredi sonuçlarını ilişki düzeyinde belirli talep ve arz şoklarına ayrıştıran yeni bir metodoloji öneriyor.
Araştırmaya göre bu etkileri ayrıştırmak için kullanılan baskın araç olan iki yönlü sabit etkiler tahmincisi, ekonomik politikanın firmaları nasıl etkilediğini anlamak için hayati önem taşıyan önemli heterojenliği sıklıkla gizliyor.
Yazarlar raporda, “Homojenlik varsayımı hem kavramsal olarak kısıtlayıcı hem de gösterdiğimiz üzere ampirik olarak savunulamaz” ifadesine yer verdi.
Çalışma, her firmaya tek bir talep şoku atamak yerine, her dönemde her firma-banka çifti için ayrı talep ve arz şoklarının nasıl elde edilebileceğini gösteriyor.
Araştırmacılar bu çerçeveyi, dokuz euro bölgesi ülkesindeki binlerce firma ve bankaya AnaCredit veri seti üzerinden uyguladı. Çalışma; pandemi dönemini, pandemi sonrası enflasyon dalgasını ve ardından gelen para politikası sıkılaştırmasını kapsıyor.
Homojenlik varsayımı test edildiğinde, incelenen 27 ülke-dönem kombinasyonundan 25'inde başarısız olduğu görüldü. Bu sonuç, geleneksel yaklaşımların çoğu zaman güvenilmez sonuçlar ürettiğini doğruladı.
Araştırmanın merkezi bulgularından biri, standart yaklaşımın gerçek firma talebini bankaya özgü arz koşullarıyla karıştırması ve bunun da ciddi istatistiksel sapmaya yol açmasıdır.
Çarpıcı bir örnekte rapor, standart firma-zaman sabit etkileri ile ölçüldüğünde pozitif bir talep şokunun çoğu zaman daha düşük bir faiz oranıyla yanlış biçimde ilişkilendirildiğini gösteriyor. Bu durum, ekonomik teorinin öngördüğünün tam tersidir.
Araştırmacılar bu sapmanın gerçek ekonomide nasıl ortaya çıktığını göstermek için ECB'nin 2022 yılındaki para politikası sıkılaştırmasını yarı-doğal bir deney olarak kullandı.
ECB on dört ay boyunca faiz oranlarını 450 baz puan artırırken, değişken faizle borçlanan firmalar sabit faizi kilitleyen firmalara kıyasla kredi arzında önemli bir daralma yaşadı.
Standart sabit etkiler yaklaşımına dayanan geleneksel yöntemler, bu etkileri ciddi ölçüde olduğundan az gösterdi ve parasal daralmanın firma faaliyetleri üzerindeki etkisini neredeyse görünmez kıldı.
Ancak yazarların yeni tanımladığı talep ölçütü, bu etkilere ilişkin geniş kapsamlı ve son derece anlamlı bir tahmini başarıyla geri kazandırdı.
Ölçümdeki bu fark gerçek dünyada da somut sonuçlar doğurdu. Çalışma, değişken faizli borçlulara sahip firmaların izleyen iki yıl boyunca toplam varlık ve cirolarında belirgin düşüş yaşadığını belgeliyor.
Bunun yanı sıra yeni metodoloji, para politikası şoklarının finansal sistem içinde nasıl yayıldığına dair daha ayrıntılı bir görüş sunuyor.
Örneğin daraltıcı politika sürprizlerinin ardından sabit faizli kredi payı yüksek olan firmalar yeni kredi taleplerini azaltırken, bankalar bu firmaları daha güvenli karşı taraflar olarak gördükleri için onlara olan kredi arzını eşzamanlı olarak artırıyor.
Yazarlar, bu bulguların kurumsal kredi piyasalarının çok ötesinde, ampirik araştırmalar için geniş kapsamlı sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Geliştirilen metodoloji; iş gücü piyasaları, ticaret ağları ve iki taraflı etkilerin belirlenmesinin önemli olduğu diğer endüstriyel organizasyon alanlarına uygulanabilecek kadar geneldir.
Yazarlar açıklamasında, “Bu nitelikteki ampirik sonuçların özgün olduğuna inanıyoruz; dolayısıyla çeşitli politikaların aktarımına ilişkin teorik modelleri disipline edecek yeni bir ampirik olgular kümesi sunuyoruz” ifadesini kullandı.
Araştırma ayrıca, finans ve ekonomi alanındaki geniş bir ampirik çalışma külliyatının yeniden değerlendirilmesinin gerekebileceğini, özellikle de klasik iki yönlü sabit etkiler paradigmasına dayanan çalışmalarda bunun zorunlu olabileceğini ortaya koyuyor.
Rapor, bir firmanın kredi talebindeki firma içi değişimin farklı firmalar arasındaki değişimin yaklaşık üçte biri kadar büyük olduğunu göstererek, bir firmanın tüm ilişkilerine homojen muamele etmenin neden yanıltıcı sonuçlara yol açtığının altını çiziyor.
Çalışma, araştırmacıların karmaşık ve iki parçalı ağlarda yapısal şokların daha hassas biçimde tanımlanması için kullanabileceği yeni bir istatistiksel araç seti sunuyor.
Politika yapıcılar faiz oranı değişikliklerinin dağılımsal etkileriyle başa çıkmaya devam ederken, kredi arzı bozulmaları ile gerçek talep değişimleri arasında doğru ayrım yapma yeteneği sağlam ekonomik analiz için giderek daha önemli bir gereklilik haline geliyor.