ABD Başkanı Donald Trump, düşmanlıkların sona ermesine yönelik sinyaller veriyor ve ABD, Pakistan'a 15 maddelik bir barış teklifi gönderdi. Ancak İran ve Ortadoğu'daki bombalamalar eninde sonunda duracak olsa da bunun sonuçları uzun süre hissedilecek. Uluslararası ilişkiler uzmanları, bundan sonra neler olabileceğine dair beş farklı senaryoyu tartışıyor. Bu senaryoların her biri, küresel siyaseti onlarca yıl boyunca yeniden şekillendirebilir.
Her savaş bir gün sona erer çünkü hiçbir toplum süresiz olarak savaşamaz. Ancak olası barışın niteliği, bir sonraki çatışmanın tohumlarının atılıp atılmayacağını belirleyecek.
1. ABD'nin 'Görev Tamamlandı' Anı
ABD büyük olasılıkla savaşı, Irak ve Afganistan'da yaptığı gibi zafer ilan ederek bitirecek. Bu sonuç, 1963'teki Vietnam Savaşı'na kadar uzanan tamamlanmamış askeri müdahaleler mirasına yeni bir halka ekleyecek.
İç politikada iki büyük bedel ortaya çıkacak: Trump'a yönelik MAGA hareketi içindeki desteğin azalması ve İsrail'e koşulsuz destek konusundaki kamuoyu coşkusunun erimesi. En az 13 ABD askeri hayatını kaybetmiş ve 200'den fazlası yaralanmışken, Amerikalı seçmenler ilan edilen zafer ile yaşanan gerçeklik arasındaki uçurumu görmezden gelemeyecek.
2. Güçlenen Bir İsrail
İsrail bu çatışmadan bölgesel olarak daha güçlü bir konumda çıkacak. İran'ın vekil güçleri hem liderlik hem de operasyonel düzeyde büyük darbe aldığı için, İsrail'e yönelik güvenilir askeri tehditler en az on yıl boyunca azalacak.
Ancak Gazze'de ve şimdi İran'da yaşanan kitlesel vahşet, yeni liderlikler altında yeni direniş dalgalarını besleyecek. İsrail aynı anda üç cepheyi yönetmek zorunda kalacak: Gazze'deki Filistinliler, Lübnan'daki Hizbullah ve yeniden yapılanan ya da daha da radikalleşen bir İran. Güç yoluyla sağlanan üstünlük nadiren kalıcı güvenliğe dönüşür.
3. Hürmüz Boğazı İran'ın Kaldıracı Haline Geliyor
İran'ın bu çatışmadan çıkarabileceği beklenmedik bir ders, Hürmüz Boğazı'nın stratejik değeridir. Dünya petrolünün yaklaşık beşte biri her gün bu su yolundan geçiyor. İran, Panama veya Süveyş kanallarının ekonomik çerçevelerini örnek alarak boğazı gelir getirici bir varlığa dönüştürmeye çalışabilir.
Boğaz, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS-Bölüm III) kapsamında uluslararası bir su yolu olmaya devam etse de İran, savaş masraflarını karşılamak ve harap olmuş ekonomisini yeniden inşa etmek için mevcut uluslararası sözleşmeleri yeniden yorumlamaya kalkışabilir. Bu durum, uluslararası deniz hukuku için tehlikeli bir emsal oluşturacak ve küresel ekonomiyi olumsuz etkileyecektir.
4. Körfez Ülkelerinin Güvenlik Sorgulaması
İran savaşı, Körfez ülkelerinin ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi. İran'ın insansız hava araçları ve füzeleri yalnızca askeri tesisleri değil, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin barındırdığı Amerikan diplomatik tesislerini de vurdu. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt'in tamamı İran tarafından meşru savaş hedefi olarak değerlendirildi.
Bu deneyim, temel bir yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılacak. Abraham Anlaşmaları ile kurulan ilişkiler ciddi şekilde sarsıldı ve bölgede yeni devletler arası ittifak kalıpları ortaya çıkabilir. KİK ülkeleri için ders açık ve rahatsız edici: ABD, Ortadoğu'da tutarlı biçimde İsrail'in güvenliğini onlarınkinin önüne koyuyor. Özellikle Suudi Arabistan'ın stratejik duruşunu buna göre ayarlaması gerekecek.
5. 'Venezuela Modeli'nin Başarısızlığı
Amerikalı stratejistlerin hayal kırıklığına uğrattığı bir gelişme olarak, İran'da askeri müdahaleye paralel olarak beklenen halk ayaklanması gerçekleşmedi. İranlıların tahminen yüzde 20'si geçmişte rejimi destekliyordu ve bu destek büyük ölçüde devam ediyor. Kilit liderlerin öldürülmesine rağmen İranlılar saflarını sürekli olarak doldurdu.
Venezuela'da ABD, rejim liderini güç kullanarak ve çok az dirençle devirdi; yeni hükümet Amerikan koşullarını kabul etti. Ancak bu model İran'da şu ana kadar tekrarlanamadı. Tarih açık bir paralel sunuyor: hava bombardımanı, sivil kararlılığı kırmak yerine güçlendirme eğilimi taşıyor — İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'nın İngiltere'yi bombalaması buna örnektir. Çatışma sonrası İran hükümeti, büyük olasılıkla ABD-İsrail ortak istilasına direnmiş olmanın meşruiyetini kullanan daha da muhafazakâr bir kesim tarafından yönetilecek.
Kanada'nın Orta Güç Sınavı
Başbakan Mark Carney, geçen yıl Davos'taki konuşmasında "orta güçlerin" uluslararası düzeni istikrara kavuşturmadaki rolünü savunmuştu. Ancak Kanada'nın İran savaşı sırasındaki tutumu bu hedefi baltaladı. Ottawa en az üç kez tutum değiştirdi: önce koşulsuz ahlaki destek sundu, sonra bunu geri çekti, savaşı kınadı ve taraflardan "uluslararası müdahale kurallarına uyulmasını" istedi, en son da Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını destekledi. Bu tutarsızlıklar, orta güç liderliğine en çok ihtiyaç duyulan bir anda Kanada'nın güvenilirliğine zarar verdi.
Kanada İçin 4 Somut Adım
Kanada, ABD ile açıkça ters düştüğü bir dönemde orta güç olarak gerçekten etki gösterebilir mi? Evet, ancak yalnızca konuşmak yerine harekete geçerse.
Birincisi, Kanada çatışma sonrası hesap verebilirlik için resmi bir orta güç koalisyonu başlatabilir. Avustralya, Güney Kore, Norveç ve Japonya gibi ülkeleri bir araya getirmek, yeniden yapılanma, sivil koruma ve yasal hesap verebilirlik konularında sürekli bir diplomatik forum oluşturacaktır.
İkincisi, Kanada büyük İranlı diasporasından yararlanarak "Track II diplomasisi" olarak bilinen sivil toplum liderleri, akademisyenler ve eski yetkililer arasındaki gayri resmi diyaloğu desteklemelidir.
Üçüncüsü, Kanada Süveyş ve Panama kanalları modelinde bir Hürmüz Uluslararası Denizcilik Otoritesi kurulmasını savunabilir. Boğazdan geçişi düzenleyen çok taraflı bir çerçeve, İran'ın erişimi kısıtlaması veya ücretlendirmesi halinde kurallara dayalı bir denge unsuru sağlayacaktır.
Dördüncüsü, Kanada müttefiklerinin dahil olduğu savaşlar da dahil olmak üzere yasadışı savaşları açıkça kınamalıdır. Kurallara dayalı düzeni savunmak tutarlılık ve siyasi cesaret gerektirir. Orta güç statüsü miras alınmaz; kararlar ve eylemlerle kazanılır.