Kıbrıs'ta sınır ötesi aile hukuku meseleleriyle karşılaşan kişiler — ister yetki konusu, ister çocuk kaçırma, ister uluslararası boyutu olan boşanma, nafaka ve velayet başvuruları olsun — hayatlarının zorlu ve değişken bir döneminde karmaşık bir hukuki çerçeveyle yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu süreç hem uluslararası aile hukuku hem de ulusal mevzuat konusunda uzmanlık gerektiriyor.
Bu makalenin amacı hukuki danışmanlık sunmak değil; Kıbrıs'taki uluslararası aile hukukundan kaynaklanan temel sorunları anlaşılır kılmak ve hukuki çerçeveyi kısaca özetleyerek kaygıları bir ölçüde hafifletmektir.
Aile mahkemesinin bir davayı görmeye yetkili olup olmadığı sıkça karşılaşılan bir sorundur. Bu durum özellikle sınır ötesi velayet davalarında belirgin şekilde ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği içinde velayet konusundaki yetki meselesi, (AB) 2019/1111 sayılı Tüzük ile düzenleniyor. Bu Tüzüğün 7. maddesine göre, mahkemeye başvurulduğu sırada çocuğun mutad meskeninin bulunduğu üye devletin mahkemeleri yetkilidir. İlgili mahkeme, çocuğun sosyal ve aile çevresine gerçek anlamda entegre olduğunu gösteren olgusal koşulları bütüncül bir değerlendirmeyle inceliyor.
Yetki konusunda ilgili bir diğer mesele, yurt dışında ikamet eden ancak Kıbrıs'ta mülk sahibi olan yabancı eşler arasındaki taşınmaz anlaşmazlıklarıdır. 23/1990 sayılı Aile Mahkemeleri Yasası'nın 12(1)(d) bölümü, yetkinin taşınmazın bulunduğu ilçedeki aile mahkemesine ait olduğunu düzenliyor.
Evlilik uyumsuzluk ve çöküşle sona erdiğinde, eşler ayrılıp ebeveynlerden biri küçük çocuğu kaçırarak hukuka aykırı şekilde götürdüğünde, 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi kapsamındaki prosedürler devreye giriyor. Kıbrıs bu sözleşmeye taraf bir devlettir. Sözleşme, çocuk kaçırma ve yurt dışında alıkonma durumlarında izlenecek usulleri düzenliyor. Ancak bir devletin bu Lahey Sözleşmesi'ne taraf olmaması ve uluslararası çocuk kaçırma vakalarını kapsayan en azından ikili bir anlaşmanın da bulunmaması sorunlu bir durum yaratıyor.
Ailelerin ve insanların sınırlar arasında hareket ettiği küresel bir toplumda, evliliğin sona ermesinin ardından nafaka ve küçük çocukların velayeti gibi sorunların ortaya çıkması oldukça yaygındır. Örneğin, yabancı bir ülkede nafaka ve velayete ilişkin mahkeme kararları verildiğini ve ebeveynlerden birinin Kıbrıs'a taşınmak istediğini düşünün. Böyle bir durumda ne olacaktır? Yabancı mahkeme kararları geçerli midir?
Bu tür davalarda, ilgili mahkeme kararlarının verildiği yabancı devletin AB üyesi olup olmadığı büyük önem taşıyor. Karar bir AB üye devletinde verildiyse, (AB) 2019/1111 sayılı Tüzük kapsamında otomatik olarak uygulanabilir. Ancak karar AB dışındaki üçüncü bir ülkede verildiyse, belirli tanıma prosedürleri öngören ikili bir anlaşmanın bulunup bulunmadığı ya da ilgili devletlerin konuyu düzenleyen başka bir uluslararası sözleşmeye taraf olup olmadığı incelenmeli. Örneğin boşanma konusunda 1970 tarihli Lahey Sözleşmesi, nafaka konusunda 2007 tarihli Lahey Sözleşmesi ve velayet konusunda 2006 tarihli Lahey Sözleşmesi uygulanıyor.
Sonuç olarak, doğru rehberlikle herkes kaygılarının üstesinden gelebilir. İster boşanma, ister uluslararası çocuk kaçırma, ister yabancı bir velayet veya nafaka kararının tanınması başvurusu olsun — her aile güçlüğü derinden kişisel, bazen acı verici ve psikolojik olarak ağır bir süreçtir. Bununla birlikte, soru ne olursa olsun yanıt her zaman aynıdır: her ailenin çocuklarının üstün yararı ve esenliği.
Anna Demetriou, Elias Neocleous & Co. LLC'de Avukat/Ortak, Uluslararası Aile Hukukçuları Akademisi Üyesi.
Petros Papadopoulos, Elias Neocleous & Co. LLC'de Avukat/Kıdemli Çalışan.