Ortadoğu'daki mevcut kriz için yararlı bir tarihsel benzetme bulmak hiç zor değil. 1967'de Mısır, Tiran Boğazı'nı İsrail gemilerine kapattı ve İsrail buna karşılık sürpriz bir hava saldırısıyla Mısır hava kuvvetlerinin neredeyse tamamını yerde imha etti.
İsrail ardından Süveyş Kanalı'na ulaşan bir kara taarruzu başlattı. Kanal bundan sonra sekiz yıl boyunca kapalı kaldı. Şimdi Hürmüz Boğazı'nda benzer bir şey yaşanabilir mi? Elbette yaşanabilir. Hatta Körfez'deki bu çatışmada böyle bir senaryonun önlenmesi, her iki taraftan da büyük bir sabır ve itidal gerektirecek.
Ne yazık ki itidal, her iki tarafta da belirgin biçimde eksik olan bir erdem. ABD Başkanı Donald Trump, İsrailli ortağı Başbakan Binyamin Netanyahu tarafından İran'a sürpriz bir "başını kesme" saldırısına ikna edildi. Ancak bu saldırı vaat edilen sonuçları vermedi. Düzinelerce İranlı lider öldürüldü, fakat rejim çökmedi.
Şimdi Trump, başlattığı savaştan yüzünü kurtararak çıkmanın yollarını çaresizce arıyor. Ancak İran'a baskı yapabilmek için elindeki tek yöntem sürekli tırmandırma. İsrail ise tüm İran rejimi ya da gerekirse İran'ın ekonomisinin tamamı yok edilene kadar devam etmekte kararlı.
Bu giderek kanlılaşan karmaşanın asıl sorumluluğu ABD ve İsrail'e ait olsa da İran da kötü davranıyor.
Hayatta kalan İranlı liderlerin çoğu, haklı olarak hain bir Amerikan saldırısı olarak nitelendirilebilecek bu operasyonda yakın aile üyelerini kaybetti. ABD, saldırı sırasında İran'la müzakerelerin tam ortasındaydı. İranlı liderler şimdi Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrollerinin kendilerine üstünlük sağladığına inanıyor ve intikam peşindeler.
Trump'ın gülünç iddialarının aksine, masada herhangi bir anlaşma ya da süregelen anlamlı bir müzakere yok. Şu anda iktidardaki İranlı liderler, yalnızca Amerikalılar ve İsrailliler kendilerinden kıdemli herkesi öldürdüğü için o koltuklarda oturuyor. Müzakereye oturmadan önce düşmanlarının bir süre kıvranmasını izlemek istiyorlar.
Bu tutum, Trump'ın liderleri iradesine boyun eğmezlerse İran'a "cehennemi yaşatacağı" tehdidi kadar çocukça ve acımasız. Üstelik bu boş bir tehdit değil. Trump, İran'ın elektrik enerjisi altyapısını, petrol ve doğalgaz kaynaklarını, hatta tuzdan arındırma tesislerini yok etme sözü verdi. Bu, 92 milyon nüfuslu bir ülke için elektriksiz, gelirsiz ve neredeyse susuz kalmak anlamına geliyor.
İran da benzer karşı tehditlerde bulundu. Ancak ABD, İran'ın menzili dışında olduğundan, İran bunun yerine Amerika'nın bölgesel müttefiklerine aynı acıyı yaşatma sözü verdi: Suudi Arabistan, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve elbette İsrail.
Bu eylemlerin tümü söz konusu meselelere oranla çılgınca orantısız. Ancak ABD ile İsrail bu kitlesel yıkım programını gerçekleştirebilecek kapasitedeyken İranlılar tüm işi yapacak araçlardan yoksun. Bununla birlikte bu ölçekte bir yıkımın uzun vadeli sonucu muhtemelen "sonu gelmeyen bir savaş" olacak.
İranlılar, karşılığında yalnızca kısmi hasar verebildikleri bir durumda ülke ekonomilerinin toptan yıkılmasını kabul etmeye hazır mı? Üstelik bu hasarın büyük bölümü asıl faillere değil, İsrail'in ve Amerika'nın bölgesel müttefiklerine veriliyor. En akıllıca yol şimdi durmak olurdu, ancak bu oyundaki hiçbir taraf fazla akıl göstermiyor.
İran'da karar alan kişiler, her bedeli ödeyerek kötülüğe karşı durmanın dini görevleri olduğuna inanan, yas içindeki gerçek inananlar. Sonuçları ne kadar ağır olursa olsun "Büyük Şeytan"ın taleplerine boyun eğmek onlar için düşünülemez.
Netanyahu fanatik değil ama takıntılı. İsraillileri İran'ın nükleer silaha "üç ila beş yıl" uzaklıkta olduğu konusunda ilk kez 1992'de uyardı. Aynı uyarıyı 1995'te ("3-5 yıl"), 1996'da ("son derece yakın"), 2012'de ("birkaç ay"), 2015, 2018, 2023 ve 2025'te tekrarladı. Bu yıl sonunda onu dinleyen birini buldu, ancak İran'ın hâlâ nükleer silahı yok.
Trump ise öfke ve korku içinde: "Lanet boğazı açın, sizi deli herifler, yoksa cehennemde yaşarsınız — İZLEYİN! Allah'a hamd olsun. Başkan Donald J. Trump."
Trump, Netanyahu'nun savaşına alet edildiğini biliyor ve bu Kasım'daki ara seçimlerde yenilgi tehlikesinin belirdiğini görüyor. Gördüğü tek çıkış, her geçen gün olasılığı azalan bir askeri zafer. Tırmandırma onun tek umudu ve hepimiz bunun nereye varabileceğini biliyoruz.
Gwynne Dyer'ın yeni kitabı 'Intervention Earth: Life-Saving Ideas from the World's Climate Engineers'. Bir önceki kitabı 'The Shortest History of War' da hâlâ satışta.